Birkaç gün önce genelde Şehir Tiyatrosu sanatçıların oluşturduğu kalabalık bir sanatçı grubu, İstanbullu tiyatroseverlerle beraber Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun
önünde “Tiyatroma Dokunma” dediler..
Şehir Tiyatrosu ile ilgili bundan önceki son eylem , birkaç yıl önce tiyatro yıkılmaya başladığı
günden az öncesinde tiyatronun önünde
yapılmış, değerli Türkan Saylan da biz tiyatrocuların yanında olmuştu. Bu
vesileyle kendisini anarken, bu yıl Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Onur ödülünü alan tiyatro duayenlerimiz Gülriz Sururi ve Genco Erkal’ı kutluyorum.
Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun dönüştürülmesine karşı bir grup olarak, önceleri çok kalabalıktık. Tiyatro yıkıldığı zaman buldozerlerin altına yatacağını söyleyen Orhan Alkaya, genel sanat yönetmeni koltuğuna oturarak bizi şaşırtan ve ilk yalnız bırakan kişi oldu..Muhalif Alkaya, kısa bir süre için bu koltukta susturuldu, bu yıl ise kılıfına uydurulmuş bir tuşa basma sonucunda Alkaya’nın başarıyla sahneye koyduğu ve kapalı gişe oynanan “Rossenbergler Ölmemeli”oyunu sahneden kaldırıldı. Olay bir yönetim zaafı gibi sunuldu , suç tiyatro sanatına her zaman karınca kararınca destek olan Onk Ajans’ına atıldı. Oysa, tekrar tuşa basılmış, bu kez de yeni genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu’yu
harcamak üzere harekete geçilmişti. Yeni genel sanat yönetmeninin adı kulislerde duyulmuş, yolculuğu çoktan başlamıştı bile! Bunu herkes biliyor, ama bilmezden
geliyordu.
Yandaş olsalar belki saygı duyardım ama her dönemin düzendaşı olan
kalemlerin tiyatroya gitme alışkanlıkları olmadığı halde, aniden Rosenbergler ile ilgilenecekleri tuttu! Zaman zaman samimiyetine güvenerek eleştirdiğim Ayşenil Şamlıoğlu’nun yaptığı işler
son derece önemliydi. Alkışlanacağı yerde, Rosenbergler ile birlikte, “Günlük
Müstehcen Sırlar”, “Otobüs” gibi oyunlar da sudan sebeplerle hedef gösterildi. Son günlerde de, halkın vergileriyle neden Aziz Nesin oynanıyor? gibi gereksiz tartışmalar başlatıldı.
Milyonlarca İstanbullu’ya ait olan bu kurum sadece iktidara hizmet etmeli gibi
bir havayla, sanki ortada çok doğru dürüst muhafazakar oyun varmış da
oynanmıyormuş gibi bir rüzgar estirildi.
Sözümona oyunlar tartışılarak gündem değiştiriliyor,
sözümona ahlak dersleri veriliyor ama aslında alttan alta yeni bir yönetim
modeli hazırlanıyordu.
Ayşenil Şamlıoğlu’nun en büyük hatalarından biri belki de sözgelimi İskender Pala’nın eserlerini sahnelememektir ! Mesela Pala’nın telifi tıkır tıkır işlese, mesela hükümete yakın görünerek aslında hükümete de hükmeden tayfanın çıkarları korunsa acaba aynı
tuşa basılır mıydı?
Mesela 98 yıllık köklü bir kurumun yönetim yapısının eskidiğini iddia eden bürokratlar, kendi yakınlarına kadro sağlansa, aynı abuk sabuk iddiaları tekrarlarlar mıydı?
Hazır iktidar ve muhalefet demişken, Şehir Tiyatroları’nın yönetmeliğini apar topar değiştiren yasa aniden il meclisinden geçerken, meclisteki 3 CHP’li ne yaptı ? İstanbul’u yönetmeye aday
olan Kılıçdaroğlu, AKM eyleminde şöyle bir görülmüştü. Peki, şimdi hiç bitmeyen
kongreleri boşverip, kentin tiyatrosuna sahip çıkacak mı? .İstanbulluların
sanattan yararlanma hakkına müdahale eden bu tepeden inme değişiklik karşısında 21. Yüzyıl CHP’si nasıl bir tavır koyacak?
Birkaç yıl önce 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde, tiyatro yıkılırken ortada pek az insan vardı.
İlk eylemlerdeki kalabalık yavaş yavaş sindirilmiş, dağıtılmıştı. Bazı sanatçılarımız ise tesadüfen eylem saatine denk gelen bir bilgilendirme (!) toplantısında, Tepebaşı’nda hala ortada olmayan hayali bir projeyi anlatan Büyükşehir Belediye Başkanı’nı alkışladılar.
Tiyatro salonu dönüştürüldüğünde, belki de şu anda hakları için eylem yapan çok saygın
sanatçılarımız bugünkü iktidarı alkışladılar. Açılış günü Başbakan’ın
programı doğrultusunda oyun oynandığı için, tiyatronun sanatçıları Ümraniye’deki oyuna geç kaldılar. Muhsin Ertuğrul’un hiç kapatmadığı perde, lanet
olası sıkıyönetimde sokağa çıkma yasağı sırasında bile kapanmayan perde, o gün saatlerce geç açıldı. Kurumun sanatçılarının yine gıkı çıkmadı. Kongre Vadisi’ndeki akıl almaz toplantılardaki güvenlik gerekçesiyle oyunlar günlerce iptal edildi, ne yazık ki kimse “tiyatroma dokunma” diyemedi!
Oysa Şehir Tiyatroları’nın özelinde, sanatın, eğitimin üzerinde oynanan oyun çok belliydi!
Bunu kavrayamayanlar, dünyada hiç görülmemiş bir sistemle bürokratların tiyatro yönetimini ele geçirmesine niye şaşırdılar ki? Kafa karışıklığı, bilgi eksikliği, suya sabuna
dokunmama hali , biz tiyatroculara yakışmadı.
Suyun önüne çıkmak için artık geç kalınmış olabilir…
Bu suda boğulmamak için, sağduyulu sanatçılar olarak
belediye başkanına, belki de kendisinin farkında bile olmadığı ayak oyunları
anlatılmalı, bir an önce diyalog
kurulmalıdır. Kadir Topbaş olaya sağduyulu biçimde yaklaşmalı, yeni
yönetmeliği kurumun sanatçılardan görüş almadan hiçbir biçimde
imzalamamalıdır. Bu yönetmelik hiçbir vicdan sahibinin imzalayacağı bir şey değildir. Hazırlandığı zaman sanatçılara danışıldıysa, kimlere danışıldığı açıklanmalı, kraldan kralcıların ayak oyunlarıyla aceleye getirilmemelidir.
Artık binalar, oyunlar, hatta insanları da aşan bir mesele var karşımızda…
Şehir Tiyatrosu İstanbullularındır ,, belediyenin değil.
Şehrin tiyatrosu oy verene değil, vergi verene aittir.
2012 Türkiyesi’nin kentlileri, İstanbul’lular ve İstanbul’da
yaşamayı seçenler, daha iyi şeyler hak ediyor., Bunu talep etmekte kararlı ve sabırlı
davranmalılar.
Geçmişte sınıfta kalınan tavır eksikliği, gelecekte iyi şeyler istemeye engel değil, aksine kamçılayıcı olmalı!.
muhsin ertuğrul tiyatrosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhsin ertuğrul tiyatrosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Nisan 2012 Pazar
12 Nisan 2010 Pazartesi
BAKAKALIRIM GİDEN EMEK SİNEMASININ ARDINDAN
Emek Sineması yıkılacakmış. Pardon, yıkılmayacakmış. Beyoğlu Belediye Başkanı yıkılmayacağını söylemiş. O söylediyse, doğrudur.
Emek Sineması, aylardır kapalı duruyor. Ama açılacakmış.
AKM’ye de öyle diyorlar. Mahkemesi filan vardı zavallının. AKM, hantal bina ya, o kocaman vücuduyla daracık adliye koridorlarına nasıl sığdı bilmiyorum, ama Taksim’in göbeğindeki binayı bile İstanbulluların gözünde sığıntı hale getirmeyi çabaladılar.AKM’nin A’sına, K’sına ve M’sine dokunmadan tadil edin dedi hakimler!
Muhsin Ertuğrul’un şaşalı açılış töreninde, sanatçı eşrafını da yanlarına alarak önce yargıya küfürü salladılar, yargı senle benim arama giriyor, benim derdim AKM’nin A’sında dediler.
Kim yeşil diyorsa, fazlasıyla yanılıyor.Bunların gözü çok kara.
Muhsin Ertuğrul faciasında önce yeşil alanlar yok oldu.
Mesele, tiyatro filan değil, alttan üstten, yandan yol geçirmek.
O kadar rahatım ki şimdi. Zıırt diye gidiyorum Maçka’daki evime. Kongre olduğu zaman tabi ki tiyatroyu da kapatacaklar, (yaptılar zaten ) kongre olduğu zaman memleketi tatil ettirecekler,amaan bana ne ben de evcağızımda diziciğimi seyrederim.
AKM’nin A’sını da yıkıp, kocaman bir otopark yapsalar, olmayan arabamı park edeceğim.
Zaten neyin tartışmasını yapıyoruz anlamış değilim? AKM’nin dişlerini ve fişlerini çoktan çektiler. İçi bomboş, koltukları sökülmüş , tüm ses ve ışık sistemleri gitmiş. Yani, yapıcı bir biçimde yıkacaklar, ya da dişleri çürümüştü çekiverdik diyecekler.
Bizim demode solcular halen Taksim’e cami, Harbiye’ye heykel tartışması yapadursunlar, memleketimin güzel topraklarının dolar ve euroya hazin dönüşümü karşısında kanım emiliyor, tırnaklarım çekiliyor.
Emek Sineması da AKM gibi önce çürütülüp, sonra yürütülecek.
Beyoğlu Belediyesi, ahlaka mugayir bulduğu “Yala ama Yutma” oyunundaki incecik yutma politikasıyla, belki burayı da yangın merdiveni yokluğuyla yutacak!
Beyoğlu Belediyesi, “Emek Sineması, açılacak diyorsa,” hele bunu onlar diyorsa, hiç inanmam!
Gidin Beyoğlu Belediyesi’nin Karaca Tiyatrosu’na ! Bu tiyatronun hangi tarikatlara, hangi cemaatlere peşkeş çekildiğine tanık olun.
Dini inançlara saygım sonsuz, dinsizlere sevgim büyük. Ama Türkiye’de başka mekan yokmuş gibi, Karaca tiyatrosu’nun dine alet edilerek, profesyonel tiyatrolara kan kusturulması, üstelik bütün bunların Muammer Karaca ustanın adının altında yapılması beni kusturuyor!
Şimdi Emeği yıkarlar, alışveriş merkezi yaparlar tabi.
Bir kere isimden kaybediyor.
Bu zamanda Emek diye isim mi olur?
Bonus, prestij, papatya, akasya varken….
Sonra semtten kaybediyor!
Beyoğlunun orta yerinde sinema mı olur! Hazır Alkazar’da gitmişken, Beyoğlu Sineması can çekişirken!
Sonra 875 kişilik sinema mı olur?
Emek, bilgi, üretim, birlikte yaşama, paylaşma kültürü parçalanmışken, Beyoğlu’nun ortasında 875 kişilik Emek Sineması’nın varolması hayaldir.
Emek Sineması’nı alışveriş merkezine dönüştürmeye hazırlanan Multi Turk Mall’ın Ceo’su Levent Eyüboğlu’nu tanırım. Sabah helikopterine atlayıp, kuşbakışı arsa beğenir, akşam Hollandalı partnerlerine arsayı satar, bir yıl sonra kentin stadyumun yerini değiştirip yeni adıyla yaşam merkezine dönüştürür, üç yıl sonra ödül alır. Herhalde İstiklal Caddesi’ndeki Emek Sineması’nı keşfetmek için helikoptere binmesine gerek kalmamıştır. İmdi, Levent Bey, helikopterine binerek, emek için protesto gösterileri yapan şahısları izlemek için ek mesai harcamak zorunda kalacak anlaşılan.
Ama bu konuda hükümetten yardım isteyebilir. Muhsin Ertuğrul’dan yana, bizimkilerin fişleme kültürü çok gelişti. Hazır helikopter de varsa, yukarıdan fişlemek daha hayırlı olur.
Emek sinemasının emektar müdürü vefat etmemiş olsaydı, çok daha zor olacaktı burayı yıkmak!
Sırada Haydarpaşa var daha! Burası için de, helikopterine atlayacak alışveriş merkezi gurularına, dahi çocuklara ihtiyaç var.
İTÜ Taşkışla Sahnesi Oyuncuları, bir yılı aşkın bir süredir sahnesiz. Ne tuhaf değil mi adlarında sahne var ama sahneleri yok. Provalarını koridorda yapıp, oyunlarını koridorda oynuyorlar.
Rektörlerimiz yıkma kültürünü üniversiteden vermekte çok haklılar. Hiç olmazsa çocuklar hayata atıldıklarında, mekansız kalırlarsa , sudan çıkmış balığa dönmezler. Buradan, İTÜ Rektörü’nü kutluyor, tüm Türkiye’ye örnek olmasını diliyorum.
MHP’li Kemer Belediyesi de tiyatrosunun oyuncularını tasarruf nedeniyle “ belediye “zabıtası” yapmış. Oyuncular bildiri yayınlamış, “biz halimizden memnunuz, polemik yapmayın, başkanımız baldan tatlı” demişler. Seçim kazanır kazanmaz heykel kaldırtan başkanın savunması “tiyatroyu yıkmadık ya” olmuş…
Haklı aslında!
Bu durumda yıksa ne olur, yıkmasa ne olur?
Mesela AKM yıkılmadı da, ne oldu? Emek böyle kalsa, yıkılmamış mı oluyor? Karaca’nın varlığıyla Muammer Karaca diye bir ustayı ölümsüzleştirmiş mi oluyoruz?
Bir sabah ben de uyanmışım mesela…. Bu yazıdan sonra beni “balıkçı” yapmışlar!
Tamam da, bırakın karaları, suları bile satmışlarken, bu saatten sonra boğazda balıkçı olsam ne olur, olmasam ne olur?
Bu yazı 11 Nisan 2010 tarihli Birgün gazetesi2nde yayınlanmıştır.
Emek Sineması, aylardır kapalı duruyor. Ama açılacakmış.
AKM’ye de öyle diyorlar. Mahkemesi filan vardı zavallının. AKM, hantal bina ya, o kocaman vücuduyla daracık adliye koridorlarına nasıl sığdı bilmiyorum, ama Taksim’in göbeğindeki binayı bile İstanbulluların gözünde sığıntı hale getirmeyi çabaladılar.AKM’nin A’sına, K’sına ve M’sine dokunmadan tadil edin dedi hakimler!
Muhsin Ertuğrul’un şaşalı açılış töreninde, sanatçı eşrafını da yanlarına alarak önce yargıya küfürü salladılar, yargı senle benim arama giriyor, benim derdim AKM’nin A’sında dediler.
Kim yeşil diyorsa, fazlasıyla yanılıyor.Bunların gözü çok kara.
Muhsin Ertuğrul faciasında önce yeşil alanlar yok oldu.
Mesele, tiyatro filan değil, alttan üstten, yandan yol geçirmek.
O kadar rahatım ki şimdi. Zıırt diye gidiyorum Maçka’daki evime. Kongre olduğu zaman tabi ki tiyatroyu da kapatacaklar, (yaptılar zaten ) kongre olduğu zaman memleketi tatil ettirecekler,amaan bana ne ben de evcağızımda diziciğimi seyrederim.
AKM’nin A’sını da yıkıp, kocaman bir otopark yapsalar, olmayan arabamı park edeceğim.
Zaten neyin tartışmasını yapıyoruz anlamış değilim? AKM’nin dişlerini ve fişlerini çoktan çektiler. İçi bomboş, koltukları sökülmüş , tüm ses ve ışık sistemleri gitmiş. Yani, yapıcı bir biçimde yıkacaklar, ya da dişleri çürümüştü çekiverdik diyecekler.
Bizim demode solcular halen Taksim’e cami, Harbiye’ye heykel tartışması yapadursunlar, memleketimin güzel topraklarının dolar ve euroya hazin dönüşümü karşısında kanım emiliyor, tırnaklarım çekiliyor.
Emek Sineması da AKM gibi önce çürütülüp, sonra yürütülecek.
Beyoğlu Belediyesi, ahlaka mugayir bulduğu “Yala ama Yutma” oyunundaki incecik yutma politikasıyla, belki burayı da yangın merdiveni yokluğuyla yutacak!
Beyoğlu Belediyesi, “Emek Sineması, açılacak diyorsa,” hele bunu onlar diyorsa, hiç inanmam!
Gidin Beyoğlu Belediyesi’nin Karaca Tiyatrosu’na ! Bu tiyatronun hangi tarikatlara, hangi cemaatlere peşkeş çekildiğine tanık olun.
Dini inançlara saygım sonsuz, dinsizlere sevgim büyük. Ama Türkiye’de başka mekan yokmuş gibi, Karaca tiyatrosu’nun dine alet edilerek, profesyonel tiyatrolara kan kusturulması, üstelik bütün bunların Muammer Karaca ustanın adının altında yapılması beni kusturuyor!
Şimdi Emeği yıkarlar, alışveriş merkezi yaparlar tabi.
Bir kere isimden kaybediyor.
Bu zamanda Emek diye isim mi olur?
Bonus, prestij, papatya, akasya varken….
Sonra semtten kaybediyor!
Beyoğlunun orta yerinde sinema mı olur! Hazır Alkazar’da gitmişken, Beyoğlu Sineması can çekişirken!
Sonra 875 kişilik sinema mı olur?
Emek, bilgi, üretim, birlikte yaşama, paylaşma kültürü parçalanmışken, Beyoğlu’nun ortasında 875 kişilik Emek Sineması’nın varolması hayaldir.
Emek Sineması’nı alışveriş merkezine dönüştürmeye hazırlanan Multi Turk Mall’ın Ceo’su Levent Eyüboğlu’nu tanırım. Sabah helikopterine atlayıp, kuşbakışı arsa beğenir, akşam Hollandalı partnerlerine arsayı satar, bir yıl sonra kentin stadyumun yerini değiştirip yeni adıyla yaşam merkezine dönüştürür, üç yıl sonra ödül alır. Herhalde İstiklal Caddesi’ndeki Emek Sineması’nı keşfetmek için helikoptere binmesine gerek kalmamıştır. İmdi, Levent Bey, helikopterine binerek, emek için protesto gösterileri yapan şahısları izlemek için ek mesai harcamak zorunda kalacak anlaşılan.
Ama bu konuda hükümetten yardım isteyebilir. Muhsin Ertuğrul’dan yana, bizimkilerin fişleme kültürü çok gelişti. Hazır helikopter de varsa, yukarıdan fişlemek daha hayırlı olur.
Emek sinemasının emektar müdürü vefat etmemiş olsaydı, çok daha zor olacaktı burayı yıkmak!
Sırada Haydarpaşa var daha! Burası için de, helikopterine atlayacak alışveriş merkezi gurularına, dahi çocuklara ihtiyaç var.
İTÜ Taşkışla Sahnesi Oyuncuları, bir yılı aşkın bir süredir sahnesiz. Ne tuhaf değil mi adlarında sahne var ama sahneleri yok. Provalarını koridorda yapıp, oyunlarını koridorda oynuyorlar.
Rektörlerimiz yıkma kültürünü üniversiteden vermekte çok haklılar. Hiç olmazsa çocuklar hayata atıldıklarında, mekansız kalırlarsa , sudan çıkmış balığa dönmezler. Buradan, İTÜ Rektörü’nü kutluyor, tüm Türkiye’ye örnek olmasını diliyorum.
MHP’li Kemer Belediyesi de tiyatrosunun oyuncularını tasarruf nedeniyle “ belediye “zabıtası” yapmış. Oyuncular bildiri yayınlamış, “biz halimizden memnunuz, polemik yapmayın, başkanımız baldan tatlı” demişler. Seçim kazanır kazanmaz heykel kaldırtan başkanın savunması “tiyatroyu yıkmadık ya” olmuş…
Haklı aslında!
Bu durumda yıksa ne olur, yıkmasa ne olur?
Mesela AKM yıkılmadı da, ne oldu? Emek böyle kalsa, yıkılmamış mı oluyor? Karaca’nın varlığıyla Muammer Karaca diye bir ustayı ölümsüzleştirmiş mi oluyoruz?
Bir sabah ben de uyanmışım mesela…. Bu yazıdan sonra beni “balıkçı” yapmışlar!
Tamam da, bırakın karaları, suları bile satmışlarken, bu saatten sonra boğazda balıkçı olsam ne olur, olmasam ne olur?
Bu yazı 11 Nisan 2010 tarihli Birgün gazetesi2nde yayınlanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)