çankaya belediye tiyatrosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çankaya belediye tiyatrosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2010 Cumartesi

TİYATROMA DOKUN

“Tiyatroma dokun!
Gerekirse kilit vur.
Sanatçıları, bu meslek uğruna ter dökenleri işsiz bırak.
Ödenekli tiyatrolara, opera, baleye 4 C’yi balyoz gibi indir”

Bu girişi okuyunca, herhalde dönüp, yazının imzasına bir daha bakma ihtiyacı hisetmişsinizdir.
Nedim Saban mı yazmış bu cümleleri?
Yoksa ben yanlış bir köşe mi okuyorum?
Hatta, hatta Birgün yerine başka bir gazete mi almışım?
Ya da, “ o da mı”, diye düşünebilirsiniz?
“Nedim Saban” da, mı kiraladı kalemini?

Şu kadarını söyleyim: Genel Sanat Yönetmenliği’ni yaptığım Tiyatrokare, Yenimahalle Belediyesi’nin düzenlediği bir festivalin açılış oyunu oynuyormuş, ama ben hala Yenimahalle Belediye Tiyatrosu’nda neler oluyor diye sorabiliyorum. Çünkü Tiyatrokare’nin bugün orada bir oyun oynaması tabi ki çarkı döndürmek açısından önemlidir, ama Yenimahalle’de tiyatro geleneği ortadan yok olursa, yarın orada önce Tiyatrokare’nin varolma şansı kalmaz.Bugün salt kendimizi düşünerek, kısa vadeli çözümlere sığınıp, tiyatromuzun önünü tıkamaya, hele hele Anadolu’da filizlenen tohumlara set çekmeye ne hakkımız var?

İşin ilginç yanı, Yenimahalle’de tiyatromuz kapandı diye feryad edenlerin kendileriyle ilgili destek yazıları medyada yer aldıktan sonra ortadan kaybolmalarıdır. Bu durumda basını bir şantaj aracı olarak kullandıklarını düşünmeye başladım. Belediyeye giderek, “Bakın bizi buradan uzaklaştırırsanız, sizi çok fena ısırtırırız” mı diyorlar nedir? AKP’li Sincan’dan, CHP’li Çankaya’dan da ses çıkmıyor. Hani tiyatroya dokunuyorlardı, kıyamet kopuyordu? Anlaşılan mesele tiyatroya dokunulması değil, bazı kişilere dokunulmamasıymış. Pazarlık tamamlanınca, tiyatro miyatro hak getire!

Yıllar önce, Orhan Alkaya’nın başını çektiği bir muhalif ekip, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılıyor diye hepimizi alelacele tiyatronun fuayesine toplantıya çağırdı. Aydınlar, sanatçılar işi gücü bırakmış, meseleyi doğal olarak ciddiye almışlar. Aynı gün Alkaya, genel sanat yönetmenliği için, belediye ile masaya oturmuş. Fuayeye bir arkadaşını salmış. Koca koca sanatçıları, “fazla çıngar çıkartmayın, nihayetinde bu bir bilgilendirme toplantısıdır” diye uyardı. Ben karşı çıkarak, “kendi aranızda bilgi alışverişi yapın, bizim burada ne işimiz var o zaman” demiştim. Burada da “tiyatroma dokunma” silahını, belediyelere karşı, bir pazarlık unsuru olarak kullandılar.

İstanbul’un, “Bizans entrikaları çevrilen yer” denilmesine ne kadar karşı çıksak da, şehrin bu makus talihini ne yazık ki yenemedik. Ama geçen yıl 18 Mayıs yürüyüşünden bu yana en azından sanat camiası olarak kenetlenerek, “sanatçı sanatçının kurdudur, bunları içten bölmek gerek” düşüncesini bir ölçüde kırdık.

Anadolu’da tiyatroyu yaşatmak ise çok daha zor. Kültür Bakanı’nın Fazıl Say takıntıları olabilir belki iyi yanlarını da görmek gerek. En azından Anadolu’da tiyatro ateşini alevlendirmek için bir kültür politikası geliştirmeye çalışıyor.

Anadolu’daki kültür emekçilerini selamlamak, onlarla kenetlenmek için yaklaşık bir yıl önce Tiyatrolar Birliği’ne katılma kararı aldım. Bu kentlerde onurlu mücadele veren meslektaşlarımı selamlarken, onların dertlerine bir nebze çözüm bulmaya katkı sağlayabiliyorsam ne mutlu bana!

Afyonkarahisar Belediyesi Tiyatrosu’nun kapatılacağını internetten duyduğum zaman da, eski genel sanat yönetmeni hakkında bir destek yazısı yazmıştım. Tiyatronun gönüllülük esasıyla devam edeceğini söyleyen belediye başkanına Anadolu’da tiyatro sanatının bir emek ve uzmanlık gerektiğini hatırlatarak çağrı yapmıştım. Daha sonra Tiyatrolar Birliği üyeleriyle bir günde 1100 km yol giderek, Afyon Tiyatrosu’nun yeniden yapılanmasının perde arkasını araştırdık. Konuyu hem Tiyatrolar Birliği bir basın bülteniyle kamuoyuna duyurdu, hem ben şahsi düşüncelerimi bu köşeye “tiyatroma dokunma” başlığıyla taşıdım.

Ne yazıktır ki, Afyon Şehir Tiyatrosu’nun kurumsallaşması için sağlam bir tüzük hazırlamayı bırakın, ekip ruhunu bile kurmayı beceremeyen eski sanat yönetmeni bunca destek yazısını ve en azından meslektaşlarının binlerce kilometre yol yapmasını görmezden gelerek, nesnel değerlendirmelere bile saldırıyla yanıt verdi. Üzücü olan, Afyon’da mesailerini tiyatro yapmak yerine birbirleriyle uğraşmakla harcayan eski ve yeni grup üyeleri , tiyatrolarına dokundurtarak, Afyon seyircisine ihanet ettiler!

İstanbul, Ankara’daki kurumlar hizipleşmelerden çok şey kaybetti.

Ne mi kaybettiler? Koskoca AKM’yi kaybettiler! Genel sanat yönetmeni müessesesinin, Muhsin Ertuğrul’un şapkasının onurunu taşırken, belediye başkanlarının külahı olmasını kaybettiler. Mesela pek yakında kapılarına dayanacak olan 4 C’yi kaybettiler!

Anadolu’da tiyatro yapanlar ise halen onurlu bir savaş veriyorlar. Kaldı ki, belediye dediğin şey, grip gibi, bugün var, yarın yok. Ama, hizipleşme, meslektaşın meslektaşı vurması, kanser gibi.

Eğer, Anadolu’daki tiyatro emekçileri, kanserin hücrelerde ilerlemesine izin vereceklerse, o zaman ben de, buradan rahatça, “ey başkan nasılsa metabolizma bozuk, tiyatroya dokun!” diye yazarım.


Bu yazı 7 Mart tarihinde yazarın Birgün gazetesi'ndeki köşesinde yayınlanmıştır.

TİYATROMA DOKUNMA

TİYATROMA DOKUNMA


NEDİM SABAN

nedimsaban@superonline.com



18 Mayıs 2009’da Galatasaray’dan Taksim’e “seyirci kalma” sloganıyla yürüyen 900’ü aşkın tiyatro sanatçısının ortak dertlerinden biri de, “yargının siyasallaşması” idi. Geçtiğimiz hafta sadece Erzincan depremi haberlerine bakın, 18 Mayıs’ta yürüyenlerin haklı olup olmadıklarına kendiniz karar verin.“Seyirci kalma” diyrek yürüyenler keşke yanılsalardı.
Bence sadece yürüyüşün güzergahında yanıldılar. Galatasaray’dan Taksim’e yürümek yetmedi. Şimdi, tiyatrocular Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin öncülüğünde “tiyatroma dokunma” sloganıyla Anadolu’nun yollarını aşındırıyor.
Ne zaman tiyatroya bir saldırı haberi okursam, yaşamımı bu kadar etkin bir sanat dalına adadığım için mutlu oluyorum açıkçası!
Tiyatroya baskıların sadece sağcılardan geldiğini sanmayın! Sosyal demokrat belediyeler de ne yazık ki, yüz kızartıcı bir sınav veriyorlar.
Cumhuriyet Halk Parti’li belediyelerden, 2010 Kültür başkenti için alternatif projeler üretmelerini beklerdik! Hadi geçtim, bari gölge etmesinler. Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi’nde tekelci bir politika uyguluyorlar. Ankara’da hiçbir açıklama yapmadan Yenimahalle Belediye Tiyatrosu’nu kapatmışlar. Çankaya Belediye Tiyatrosu ise sanatçılarına yıldırma politikaları uygulayarak, tiyatroyu kapatma peşindeymiş.
Bundan birkaç ay önce, basında okuduğum bir haber üzerine, Türk Tiyatrosu’nun en köklü kurumlarından Ankara Sanat Tiyatrosu’nun kentten yok olmaması için destek vereceğini açıklayan Çankaya Belediye’sine teşekkür telgrafı gönderdim. Meğer bu basın açıklaması, sadece bir show’dan ibaretmiş. Pek çok tiyatro “hani bize” diyerek Çankaya’nın kapısını aşındırmış, bazıları da işi, “onlara verme, bize ver”e kadar götürmüş. Ankara Sanat’a yardım “hikaye” olmuş!
Ben hala tiyatroya dokunmayanlara teşekkür edecek kadar saftorik davranırken , kimi meslektaşlarım adeta birbirlerini hedef gösterek, tiyatrolarına dokundurtuyorlar. Anlamıyorlar ki, bugün başka bir tiyatronun ölmesi, yarın onların da ölümü demek olacak!
Ne yazık ki benzer bir olaya Afyon’da da tanık olduk. Önce, Afyonkarahisar Belediye Tiyatrosu’nun kapatılacağı haberiyle sarsıldık. Bu küçücük kentte bir ödenekli tiyatronun kurulmuş olması, önemliydi çünkü.
Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin öncülüğünde, Ömer Faruk Kurhan, Mehmet Esatoğlu, Orçun Masatçı, Gözde Güldiken’den oluşan bir heyet ile birlikte Afyon’a gittik. Öncelikle, kentte tiyatronun kapatılmadığını, yeniden yapılandırıldığını gördük. Tiyatroya taze kan vermek için seçmeler yapılmış, kadroya yeni kişiler alınmış, festivaller, çocuk birimleri tasarlanmış.
Ancak, ne yazık ki memleketimizdeki bir tiyatro binasının daha yıkılacağını duymak bizi tasalandırdı! Tiyatro şimdilik Halk Eğitim’in salonuna taşınacakmış .Umarım belediye başkanı, Afyon’a donanımlı bir tiyatro binası yapar. Bu durumda ben ilk teşekkür telgrafını yollarım. Nasılsa PTT’den Çankaya nedeniyle bir alacağım var.
Hani bugünlerde iyi insan olmak bile meziyet oldu ya, halkın oyu ile başa gelenlere, sanki meziyetmiş gibi halkın en temel ihtiyacı olan sanat damarlarını kesmedikleri için teşekkür etmek, sanki olağan dışı bir meziyet sergiliyorlarmış gibi davranmak, biraz gerçek üstü bir davranış galiba!
Gerçekçi olmak gerekirse AKP, birtek rant alanı olan Taksim ve Harbiye’ye kıyamıyor. Türkiye’nin dört bir yanında tiyatro salonları yapıyor. Ha, yeni yaptıkları salonların içinde ne oynanır, bu konuda ayrımcı davranırlar mı? Bu ayrı bir tartışma konusu!
Zaman gazetesi, birkaç ay önce “bizim cenahta neden sanatçı yetişmiyor?” tartışmasını başlattı. Sanatçıyı, kamplaştıramazsınız, sanatçı güdümsüzdür. Ancak, ne yazık ki iktidarlar, sanatçıların mesleki hedeflerini ihtirasa dönüştürerek, sanatçıları birbirlerine kırdırmayı başarabiliyorlar.
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’ndaki olay ortada! Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılırsa buldozerin altına yatacağını söyleyen kişi, geçici bir süre için genel sanat yönetmeni yapıldı, sanatçılar kamplaştırıldı, tiyatro da yıkıldı.
Afyon’da da ne yazık ki benzer bir olay yaşanıyor. Yıllarını kentinin tiyatrosuna adamış bir sanat adamı Ali Çakalgöz, öğrencileri ile birbirine düşürülüyor. Sanatçıların kadroları iptal edilirken, üç kişiye de belediyede sus payı olarak sekreterlik, cenaze ilanları editörlüğü veriliyor.(Belki de böylesi, tiyatro yıkımına seyirci kalan Genel Sanat Yönetmeni olmaktan iyidir .)
Oysa Afyon’da, sanatçılar kenetlenebilseydi, en azından mesleki onurlarını kaybetmezlerdi. Genel sanat yönetmeni, haklı gerekçelerle görevden alınsa bile, tiyatronun profesyonel kadroları sürer, tiyatro mesleği yara almazdı.
Kaldı ki, Afyon ile ilgili olarak kaleme aldığım bir önceki yazımda belirttiğim gibi, tiyatro profesyonel bir meslektir, gönüllülük esasıyla amatörce yapılan tiyatro, saygındır ama ister istemez “kısıtlı” kalır. Kaldı ki bir profesyonel gelenekte yapılanmış bir tiyatronun tekrar gönüllülük esasına geçmesi, tiyatro sanatını geriletir.
Afyon Kültür Müdürlüğü ile yaptığımız görüşmelerde, tiyatroya kadro açılamasa bile, emek harcayan sanatçılara “harcırah” tahsisi yapılacağı sözünü aldık. Bu konuda belediyenin kararlı olduğuna inandım.
Gönül, yıllardır birlikte çalışan sanatçıların ve Afyon halkının “Tiyatroma Dokunma” diyebilmekte daha cesur olmasını isterdi ama 1100 km.’lik yolculuğum esnasında, özellikle küçük kentlerde, belediyelere karşı gelmenin pek de kolay olmadığını öğrendim. En muhalif olması beklenen sivil toplum örgütlerinin bile bu kurumlara “işleri” düşebiliyormuş.
Bugün mahalle bakkalanıza borçluysanız “artık bakkal devri kapanmıştır” diyen hükümetin politikasına ses edemez misiniz? Durum böyleyse, tiyatromuza dokundurtmamak için nedenlerimiz daha da artar. Tiyatro sanatı, insanlık tarihiyle birlikte her türlü iktidarın baskısına direnebilmeyi başarmıştır çünkü!