5 Aralık 2010 Pazar

GÜVENÇ DAĞÜSTÜN'E ZOR CEVAPLAR

Sayın Dağüstün,

25 Kasım'da yitirdiğimiz Onur Bayraktar, tiyatromuzun salt oyuncusu olarak değil, hayattaki duruşuyla da beni çok etkileyen, entellektüel yapısına değer verdiğim bir arkadaşımdı.
Onunla tabi ki rol arkadaşları kadar yakınlığım olmadı, olamadı ancak provalarda ve oyun sonrasındaki sohbetlerimizde sanat ve insanlık adına çok güzel düşler kurmuştuk.
Onur'un ölümünden sonra perdemiz bir gece kapalı kaldı ve 28 Kasım'da acılar içinde açıldı.
Bu kuralı ben koymadım, uyguladım.
Ne yazık ki çok üzücü, ancak tarih boyunca ülkemizde de, yurtdışında da böyle olmuş.
Moliere doktor uyarısına rağmen sahneye çıkıp hayatını kaybetmiş, Cahide Sonku Muhsin Ertuğrul'un uyarısıyla annesinin ölü bedenini komşusuna teslim edip sahneye çıkmış, arkadaşları ölen pekçok özel tiyatro, ödenekli tiyatro, bulvar tiyatrosu, politik tiyatro diye ayırt etmeksizin arkadaşlarının cenazelerinin ertesi gününde perde açmışlar.
OdaTv'de yayınlanan 10 sorunuzun 9'una yanıt vereceğim. Çünkü AKP'li belediyelere oyun sansürleme konusundan tutun, bazı okuyucu yorumları ne yazık ki bir ölümün arkasından 20 yıllık bir sanat kurumunu ve şahsımı hedef almak için bir ölümü fırsat olarak kolluyor .
Benim ticari faaliyetlerimin tiyatro için harcandığı, son prodüksiyonumun (adını reklam olmasın diye anmıyorum) hiçbir sponsorun katkısı olmaksızın çok zor koşullarla hayat bulduğu, kurumumdaki emek/ yoğun üretimimin ve bazen sayıları 60'ı bulan sanatçının/ tiyatro emekçisinin nitelikli çalışmaları gözardı edildiği, bu talihsiz kazanın ardından bazı kötüniyetli kişilerin çirkin saldırılarla yeni köşe kapmak ya da acılardan rant elde etmek istediği apaçık ortadadır
Bir sanatçı olarak verilemeyecek hiçbir hesabım yok. Alnım ak. Yedinci sorunuzun Onur'un ölümüyle ne alakası olduğunu anlayamadığım için, sizi de bu ölümden yola çıkarak saldırma fırsatı yaratanlar arasında sayıyorum üzülerek.
Bunun dışında yerinde olduğunu düşündüğüm sorularınızı yanıtlamak ise duygusal olarak çok zor.

1) Kaza haberini aldığımda hastaneye gittiğimde polis muhabirleri, hastane muhabirleri gibi kişilerle karşılaştım. Bu kişiler sanat camiasını tanımadıkları için doğal olarak Onur'u tanımıyordu, motorsikletin hızından yola çıkarak kamuoyuna çok yanlış tanıtacaklardı, hiç kimse Onur'un canını kurtarmak için hız yaptığını, aslında çok dikkatli bir sürücü olduğunu bilmiyordu. " Bunalımlı bir intihar mı? "sorulan soruların en hafifiydi. Oyuncumun değil, dostumun kamuoyuna doğru yansıması benim için çok daha önemliydi.
Böyle acılı bir durumda, "Leyla'nın Evi"nde oynuyordu demişim, dememişim farkında bile değilim. Böyle bir acıdan reklam üretmeyi kim düşünür? Ancak, siz bunu böyle deşifre ettiyseniz, reklam stratejileri konusunda kimden bilgi alıyorsanız, o kişinin vicdanını sorgulamanızda yarar var.
Kaldı ki, o gün orada acılı aile bireyleri de sakin sakin açıklama yapmayı görev bildiler ! Acı çekmediğimizi söylemek yaraşmaz.

2) Cenazede ben de oradaydım. Evet perde ertesi gün açılacağı için, cenaze kalkar kalkmaz toplantı organize edildi. Çok acıdır ama ne yazık ki ertesi günkü oyunun organizasyonu yapılmalıydı, zaman kısıtlıydı.

3) Oyunun oynanıp oynanmaması konusunu masaya yatırdık. Benim de gönlüm oynanmasını istemiyordu ama oynanması yönünde gönülsüz de olsa karar almak zorunda kaldık.

4) 10 kişilik ekipte 3 kişinin sözleşmesi yok. Bazı oyuncular sözleşme imzalarken Tiyatrokare'nin kurum kimliğine güvenerek gözü kapalı imzaladıklarını söylediler. Zaten meslek hayatım boyunca sözleşmenin bağlayıcı nedenleriyle sahneye çıkacak oyuncularla çalışmadım, çalışmam da. Kumpanyamıyız biz?
Ben şunu söyledim: Tiyatrokare yarın oraya dekorunu kurar, ancak sizler arkadaşınızın kaybından dolayı oynayamayacak halde olursanız , bunu seyirci anlayışla karşılar Ama Tiyatrokare, tiyatronun kuralları ve geleneklerine uymak zorundadır! Biz ustalarımızdan böyle gördük.

5) Biz bir ekibiz: iyi günde kötü günde birbirimizin yanında durduk. Sadece bu oyunda değil, pekçok oyunda böyle olmuştur! Bu fırsatı kollayarak ekip ruhumuzu kimse bozamaz. Kaldı ki, görüş ayrılıklarımızın olması da, ekibimizin sarsılacağı anlamına gelmez.
Oyuncuların bu durumda isteyerek sahneye çıktıklarını söylemek mümkün mü? Hepsi acı çekerek geldiler, oyuna üç dakika kala çok travmatik bir an yaşandı ve ben "isterseniz şimdi iptal edelim, seyirci bunu anlar çünkü kostümlerimizi giymiş, makyajımızı yapmışız ama çıkamıyoruz, bu çok insanca!" dedim. Hatta o günkü açılış konuşmamda oyunculara bu ağır yükü yaşattığım için özür diledim, belgelenmiştir.
Ne yazık ki, mesleğimiz sadece mutlu günlerde yapılan bir iş değil.
Oyuncular bir gece önce kendi aralarında da konuşmuşlar. Rapor alabilirlerdi, izin isteyebilirlerdi. Ama sanırım perde açma nedenimizi anladılar ve oyuna geldiler.


6) Değil elli kişi, on kişi ulaşabileceğimiz toplu bir grup olmazsa oyunu oynamak zorundaydık. Çünkü farklı yerlerden geliyorlar, biletlerini bir iki ay önceden almışlar. Üstelik çoğu gişeye "oyunu iptal etmiyorsunuz değil mi" diye telefon etmiş.
Bazen 1000 kişilik bir organizasyonu iptal etmek daha kolaydır çünkü tek elden ulaşabilirsiniz.
Biletix satışı olsaydı da kolay olurdu, çünkü iletişim bilgileri var.
Tiyatro bileti satmayı ticaret yapmakla eşdeğer görenler, ölüm anında perde açan ödenekli tiyatrolara ne diyecekler? 8 liraya bilet satarak ticaret mi yapıyorlar yani?
Böyle bir suçlamayla işin şahsi hakarete, aileme, ticaret ahlakıma kadar dokundurulması çok ayıp!

7) Fırsat bilerek sıkıştırdığınız bu sorunun,
Onur Bayraktar'ın ölümüyle ne alakası var?
Ama bu konuda herkesin içi rahat olabilir!

8) Oyuncunun elinde kağıtla sahneye çıkması Onur'u anmak içindir. Kaldı ki, bu da bir gelenektir ama tartışılabilir.
O gün rolü devralan Bülent Seyran, bu oyunun provalarında altı ay yönetmen yardımcısı olarak görev aldı ve tam 30 oyun Onur'la karşılıklı oynadı.
Ezbere oynar, mizansenleri uygulardı. Ama bir arkadaşımızın anısını bir günde silip atmak, koca role yepyeni birinin bir günde çıkabileceğini iddia etmek asıl o zaman saygısızlık olurdu.
Buradan aileye de yanlış aktarılan bir iddiaya yanıt vereyim: Biz o gün Onur'u andık, tesadüfen matine/suare vardı, acılı bir aileye Onur'un adını kullanarak iki kez oyun oynadılar gibi bilgi kirliliği yaratılmış.
Kaldı ki, Milliyet Gazetesi'nin muhabiri oyuna gelmiş, biz hiç kimseyi çağırmadık. Böyle acılı bir günü malzeme olarak kullanmak son düşüneceğimiz şeydir.

9) Ertelemek, oyunu başka salona almak, grup satışlarını başka yerlere kaydırmak, iptal etmek, Tiyatrokare'nin başka oyunları hatta hatta başka bir tiyatronun oyunlarıyla değiştirmek çaresizlik içinde düşünülen pekçok çözümdür.
Ancak 26 Kasım'da zaten bir oyun iptal etmiştik.
Ne yazık ki, tiyatro geleneği ağır bastı. Biz uydurmadık, uyguladık.

10) Böyle bir durumda sanat camiasının kenetlenmesi gerekirdi, tekrar kötü bir sınav verildi.
Allah acı yaşatmasın ama tiyatronun perdesi mümkün olduğunca kapanmaz. Savaşta da kapanmaz! Diyarbakırda çatışma oluyor, adamın arkadaşı o an sokakta ölüyor, perde açılıyor, seyirci için de oyuncu için de çok zor bir gün!
Tiyatromuzun perdesini dün kapatmadık, ancak yarın kapanması için ne çok meraklı varmış, onu gördük.
Bir de en acıklısı sette işçiler 30 saat çalışırken, patronuna kaç bilet satıldıysa parasını ödeyelim seyirciyi geri gönderin diye telefon açtırtan ahlaksızlar twitter'da canavar kesildiler ya onu gördük.

Onlar tiyatrocuysa, muhallebici olmaya on defa razıyım.

Nedim Saban
5 Aralık 2010