12 Ağustos 2012 Pazar

YENİ SEZON





Bu sezon neleri izleyeceğiz?

Çocukluğumun en heyecanlı günleri Milliyet Sanat, Gösteri Dergisi’nin Eylül sayılarındaki yeni oyun haberlerini beklemekle geçerdi… Bir de mekanı cennet olsun, Hayat Dergisi ya da Tercüman Gazetesi’nde Kami Suveren’in sezonla ilgili yazıları olurdu…

Ben mi yaşlandım, dergiler tiyatro ön haberleriyle ilgilenmez mi oldular bilmem, ama kaybettim bu heyecanımı artık.

Milliyet Sanat kabuk değiştirdiği ilk yıllarda tiyatro sezonuyla ilgili ön yazıları es geçti,

memlekette kıyamet mi koptu, yoo,  gül gibi geçindik gittik.

1 Ekim günlerinde neredeyse bayramlıklarımı giymediğim kalırdı…Şehir Tiyatroları geleneksel olarak  sezonu  1 Ekim’de  açar, sezonun  ilk oyununu ilk günden izleme telaşı sarardı hepimizi…  On yıl kadar önce bir 1 Ekim günü, bir Şehir Tiyatrosu oyununda o kadar sıkıldım ki, hayatımda ilk kez bir oyunu  yarıda terk ettim ve o sezon tiyatroya adım atamadım.

Aman bu cümlemi mahkemede delil  olarak kullanıp, tiyatroyu kapatmaya falan kalkmayın. Şehir Tiyatrosu onlarca  başarılı prodüksiyona  imza attı daha sonrasında…  Tesadüfen   yüzyılda bir yaşanacak bir faciaya denk gelmiştim ben.

Ancak bu yıl Şehir Tiyatrosu’nun yeni sezon için ilan ettiği  3 yetişkin, 1 çocuk oyununa bakıyorum da, galiba bu repertuar anlayışıyla 1 Ekim’de  bu tiyatrodan uzak durmak, hatta mümkünse tiyatronun açık olduğu semtlere bile uğramamak daha doğru olacak.

 Bu yıl neler oynanacak, hiç merak ediyor musunuz?

Bilmiyoruz, belki basın bizden o kadar güzel gizleyecek ki, hiç bilmeyeceğiz.

De Ja Vu deyin, ya da ihtiyarlık ama ben  az çok oynanacak oyunları biliyorum.

“Tiyatroma Dokunma” diyerek parklarda sabahlayanlar, yavaş yavaş, ben de buralardan nasiplenirim diye Şehir Tiyatrosu’nun etli ekmek ve şalgamlı kokteyllerine musallat olacaklar. .

Bazıları Şehir Tiyatrosu’nun yeni yönetimine göz kırpıp, asılan oyunlarda boy göstermek için yöneticilere asılacak, o zavallı yöneticiler de kendilerini önemli mahluklar sanacaklar.

Devlet Tiyatrosu, Başbakan’a haber vermeden gizli gizli açılacak.   Nasılsa AKM de kapalı, ortalıkta fazla görünmeden sessiz sedasız  birkaç oyun çıkartacak…

Ne olur ne olmaz diyerek, yıllardır  yönetimle ters düştükleri, yoğun dizi  çalışmaları (ağırlıklı olarak Kurtlar Vadisi) ya da kişisel zaafları yüzünden tiyatrodan uzak duran zevat göze batmasın diye, bazı oyunlarda rol alacak, muhtemelen bu oyunların sanat düzeyleri pek de öyle yüksek olmayacak.

Nasılsa in yer face yapmak kolay, hazır Afife Jürisi 75 kişiden küçük salonlara da teşrif ediyor diyen birkaç arkadaş tiyatro kuracak, “oyun iyi olmamış” diyenlere de, “utanmıyor musunuz kısıtlı imkanlarla ortaya çıkan oluşumları desteklememeye” diye çemkirecekler…

Nasılsa fırsat sitelerinden beş kuruşa bilet satılıyor, hazır bizim Zübeyir de çok meşhur oldu ,  parayı kaldırırız  diyen  fırsatçılar, fırsat siteleriyle işbirliği yaparak, “Zübeyir’in Dizisi Kalkınca…” gibi hafif erotik oyunlarla öne çıkacaklar. Bazen oyun sonrasında hediye külot dağıtacaklar. “Zübeyir’in Kalkan Dizisi’nin külotları”!

Milli Eğitim Müdürlüğü’ne 500, Kültür Bakanlığı’na 499 tiyatro başvuracak. Kağıt üstünde neredeyse mahallenin noteri kadar kırtasiyeye sahip olan tiyatrolar “İbiş ile Memiş 2012”    türünde muhteşem seçkilerle ortaya çıkıp, hayatında ilk kez tiyatroya giden zavallı çocukları, bu satırların yazarının bir  1 Ekim’de izlediği oyun sonrasında buz kesmesi gibi buz  kestirecekler.

Bu arada sağda, solda, görünmeyen ilçelerin belediyelerinde, başkanın ordusuna bağlı “muhafazakar tiyatrolar” oluşup, malı fena götürecekler. Bazı oyuncularımız doğru yolu bulup,  merkez medyada türbanlı dizilerde oynayacaklar, ancak “dinci” kanallara pek kızıp, “memleket elden gidiyor” diyecekler. Kendileri ya Kurtlar Vadisi, ya türbanlı dizide oynar iken, geçim derdine STV’de boy gösteren gençlere tiyatro terbiyesi verecekler.

Her gün yeni yeni tiyatro binalarının kapatıldığı, pis pis alışveriş ve yaşam merkezlerine dönüştürüldüğü haberleri gelecek. Atatürk Kültür Merkezi açıldığı gün, medyadan fellik fellik kaçırılan sponsorluk protokolü ortaya çıkacak, AKM’de bankamatik olur mu diyene kadar, AKM belki de  holding binası olacak.

Sansür hortlamayacak, hepimizi uykuda vuracak…

Biz tiyatrocular, sanki ortada çok büyük bir pasta varmış da, tiyatrolarımız Star TV ile Kanal D’ imişçesine bir  hava içinde  olacağız, dayanışma yerine çağın bize dayattığı ayrışma kültürünü seçeceğiz…Sadece cenazelerde ortaya çıkıp, birbirimizin  kötü günlerinde bel altından vuracağız. Yardım edene madalya verilmez, kavga eden manşet olur hesabıyla,

adımızı  google’layacağız.

Özeleştiri yapanlar tiyatro düşmanı ilan edilecek, eleştirmeksizin sisteme boyun eğenler, tiyatro dostu…

Sonra Mayıs  ayında filan, hani yaz tatilinde hem vicdanımız, hem cüzdanımız rahat etsin diye, “tiyatroma dokunma” sloganlarıyla, kentin yıkılmış sokaklarında kültür elçiliğine soyunacağız.

“Burasını tiyatroya çevirdiniz” diyen profesörler, sosyal demokrat siyasetçiler, bir de minibüs şoförlerine pek kızardım eskiden.

Biz,  tez elden burasını tiyatroya   çeviremezsek, burasını tiyatroya çevirdikleri zaman “ah yine geççç kaldık, be usta” diye hayıflanarak, çocuklarımıza hiç yaşamadığımız  Muhsin Ertuğrul anılarını  anlatıp anlatıp duracağız.

       

.