Özel tiyatrolara devlet yardımı birkaç yıl önce sürpriz bir kararname ile kaldırıldığı zaman, meselenin haksızlık olduğuna inanarak, o zaman bünyesinde bulunduğum, ancak şu dönem istifa etmiş olmaktan gurur duyduğum özel tiyatrolar derneği ile dönemin kültür bakanı Atilla Koç’un kapısına dayanmıştım. Bakan, İstemihan Talay’ın yeğeni olduğu söylenen Ekin Tiyatrosu’nun sahibinin oluşturduğu komitedeki tiyatro patronlarının ısrarları üzerine durup dururken kaldırdığı yönetmeliği, yardımcılarının “istemezük” haykırışlarına rağmen durup dururken yeniden yürürlüğe koydu. Hatta bu kez tiyatrolara yardım için aranan ön koşullar, kıstaslar tamamen değiştirilmişti..
O gün yönetmelik niye iptal edildi, niye tekrar yürürlüğe girdi, bakan dahil hiçbirimiz anlayamamıştık Atilla Koç ile ben, uyku muhabbetine dalmıştık. Geceleri az mı uyuyordu? Malum, çok kitap okuyan, edebiyat aşığı biriydi. Sonra, bakanın, benim gibi uyku apnesi hastası olduğunu anladım. Derin uyku uyuyamadığı için, gün içinde yorgunluklar yaşıyordu. Neyse, bunlar derin mevzular. Ama asıl derin olan mesele, yönetmeliğin niye hafifletildiği! Yönetmelik hafifletilmişti çünkü bu durumda, profesyonel tiyatroların yanında dernek, vakıf güçlendirme vakfı, bir tarikatın vakfı, bakkal, çakkal derken herkesler rahatça yardım alabilecekti. Şimdiki kültür bakanı Ertuğrul Günay, iyi ki, yönetmeliğin yumuşak karnını köy tiyatrolarını, bölge tiyatrolarını destekleyerek Türk Tiyatrosu’na hayırlı bir iş yapmak amacıyla kullanıyor. Ama kıstasları özellikle “tiyatro sanatına yararlı olmak ” kadar geniş ve belirsiz tutulan bir yönetmelik, ileride kötüniyetli kişilerin, iktidar sahiplerin, bakanların, bakan yeğenlerinin elinde çok tehlikeli olacaktır.
Gazanfer Özcan usta yıllarca vergi borcu nedeniyle yardım alamadı. Bazı tiyatroların aldığı yardım, yönetmelikteki acımasız maddeler nedeniyle otomatik olarak vergi dairesine ödendi. Kültür Bakanlığı, yıllarca Maliye Bakanlığı’nın bekçiliğini yaptı. Buna sosyal demokrat bakanlar bile mani olamadı. Ama AKP, yönetmelikteki tiyatrolardan vergi borcunun ödendiği ya da ertelendiğini sorgulatan maddeyi kaldırttı. Sonuçta devlet zaten vergisinin peşine düşer, bunu tahsil etmek Kültür Bakanlığı’nın işi değil ama artık, verginizi ödeyen ya da en azından beyan eden , oyuncularınızın sosyal haklarına saygılı, telif haklarınızı ödeyen bir kurum olmanızın ayırıcı bir özelliği yok, kalmadı.
Sözümona, proje bazında yardım veriyorlar. Tiyatrokare olarak geçen sene 6 kişilik yabancı bir komedi oynadık, bu yıl Türkiye’nin onurunu tüm dünyada taşımış bir yazarının sevilen bir romanını adapte etmek için 15 aydır seferber olduk, dramaturglar, tasarımcılar, uyarlama ekipleri çalıştı, yine B kategorisinde tiyatro olarak yardım aldık.
Ne yapmak lazım A olmak için? Kimin aaazına bakmak lazım? Ortada bakanlığın sahibi gibi dolaşan ve üç ayrı isimle yardım alan kişilerin ağzına bakmayı bırakın, onlara meslektaşım bile diyemem. Varsın bakanlık onlara A desin, gitsinler hesap bakiyelerini seyirciyle kapatsınlar.
Bakanlık, yardım karşılığında, 25 oyun oynama şartı koşuyor. Bunlardan 2 oyunu ücretsiz oynuyorsunuz. Ücretsiz oyun oynamak kolay mı bu zamanda? Yardımın beşte biri gitti zaten! Madem halka ücretsiz oyun oynattın, bari bunun organizasyonunu doğru dürüst sağla, ben de binlerce kişiye ücretsiz perde açmanın coşkusunu yaşayayım. Meslektaşlarım da katılacaklardır , bu nasıl bir dünyadır ki ücretli oyunlarımız ücretsizlerden daha çok doluyor?
Yıllardır söylüyoruz. 6 ya da 8 liraya perde açan ödenekli tiyatroların devlete maliyeti ortada. Kaldırın şu iane dağıtır gibi gönderdiğiniz para yardımını. Biz özel tiyatrolar da 6 ya da 8 liraya hizmet verelim, ödenekli tiyatroları yaptığınız gibi, sattığımız her biletin geri kalan kısmını sübvanse edin.
Devlet bizlere 8 milyar ile 70 milyar arasında para ödemek için, kapısında bekletiyor. Komik paralar, tiyatrolarımızın tanıtım giderlerini bile karşılamıyor Üstelik bu yıl, yardımları dağıtırken bir kurnazlık daha yapılmış, devlete artık faturanın aslını beyan ediyorsunuz. Bu ne demektir? Hani ücretsiz oyunla aldığınızın %20’sini devlete ödediniz ya, faturaları masraf olarak beyan edemediğiniz için %18 KDV, % 35 da gelir vergisinden düşememek demektir. İşin IMF’cesi, sezon başında aldığınız yardımın %75’ini mevsim sonunda seve seve devlete geri ödüyorsunuz.
Müjdat Gezen, onurlu davranıp, yardıma başvurmuyor bile. Tiyatrosu para kazandığı için mi? Hayır. Başka işlerden kazanıp, tiyatroya yatırıyor. Doğrusu ben AKM eylemine katıldıktan sonra A’dan B’ye düşmüş, belki bu yazıdan sonra C’ye düşecek bir tiyatronun yönetmeni olarak, kazanılmış hakkımı geri vermemekten yanayım.
Çünkü ne yazık ki, bir ödenekli tiyatronun çiçeği burnunda genel sanat yönetmeni asistanı Çiçek Bar’dan İstinye Park’a makam arabasıyla gidiyor.. Yani Müjdat Hoca’nın öğrencilerinin hakkını gasp ediyor. Böyle olunca da, İskender Pala’nın ödenekli kurumlar hakkında yazdığı yazıya karşı kendini siper ediyorsun ama bunca haksızlığın yaşandığı bu memlekette devletin dağıttığı ianeye karşı bir alternatif yaratılana kadar, istemeden de olsa, kazanılmış hakkının %75’ini geri vermek koşuluyla, bu haksızlığa katlanıyorsun.
gazanfer özcan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazanfer özcan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Temmuz 2010 Pazar
15 Haziran 2010 Salı
ISPANAKLI ÇETİN ALTAN YA DA REZALETİN DANİSKASI
Çetin Altan’ı, Behice Boran’lar, Mehmet Ali Aybar’lar gibi, Türkiye İşçi Partisi’nin, onurlu mücadelesinde gülümseyerek anımsamayacağımız kesin.
Çetin Altan’ı, Mehmet ve Ahmet Altan’ın babası diye anımsamaktansa, Işıl’ın babası diye anımsamayı yeğlerim Işıl, Çetin Altan’ın ve Solmaz Kamuran’ın küçük kızı. Sanat yönetmenliğini yaptığım Tiyatrokare’ye, Ali Poyrazoğlu’nun referansıyla “Polisin Müşterileri” adlı bir oyun çevirmişti. Oyun, kadro ve sahneleme sorunları olmasa, oldukça başarılı olabilirdi. Işıl, ışıklı bir çevirmendi.
Çetin Altan, son yıllardaki yazılarında yeni bir söylem üretmeyen, “Bartın’da tenis kortu olsa”memleket kortulur, “Osmanlı’dan bu yana meslek sahibi olamamışız, mesleğimiz olsa, ceplerimiz dolsa” dar jargonu arasına sıkışmış, artık yazıları tad vermeyen, bir düş (!) ün adamımız kanımca.
Oysa o, gazete değiştirdiği gün, geceden tüm mahalleden gazete rezervasyonu aldığım zamanları, yazısını kesip okulumun duvarına “şeytanın gör dediği” diyerek yapıştırdığım ve nice cezadan sıyırdığım gençlik anılarımı bilirim.
Oyunları tatlıdır ama zamana yenilmiştir. ““Yedinci Köpek” nispeten çağdaş kalmıştır. Birkaç yıl önce bir araya geldiğimizde Çetin Altan, tiyatronun kendisini halen çok heyecanlandırdığını söylemiştir.
Milliyet Gazetesi, şimdilerde, en parlak muhabirlerinden birini haftalık olarak görevlendirerek, “efendim Recep İvedik hakkında ne düşünüyorsunuz?”, diye sordurmasa, kabuklarını kırma taraftarı değildir.
Oğullarının ise orduya çakmak, tarikatlarla flörtleşmek, hükümetlere göz kırpmak gibi modern vazifeleri vardır. Bir de sanırım Ahmet Altan’ın gazete bürosu Kadıköy’de olduğundan ara sıra, Kadıköy nostaljisi yapma ayaklarına , Kadıköy Belediyesi’ne giydirirler durup dururken. Kendileri sevimsiz 17 katlı bir apartmanda otururlar ama Kadıköy’deki tatlı, şirin evlerin ve dut bahçelerinin nostaljisini yaparlar.
Mesela, neden Şişli’nin, Pendiğin, Adalar’ın kaybolan dutlukları sorgulanmaz, o tam bir muamma! ( Mutlaka yayınevinin belediyeden istediği ve alamadığı şeyler olmuştur bu sahte nostaljide)
Neyse efendim, Çetin Altan, Kadıköy Belediyesi’nin inşa ettiği ve son yıllarda gördüğüm Türkiye standartlarının üzerindeki en güzel tiyatro salonunda Ali Poyrazoğlu’nun yeni oyununu izlemiş.
Poyrazoğlu, benim de kurslarını izlemeyerek çok şey öğrendiğim hocam, donanımlı bir entelektüel. Yıllar önce oynadığı Aziz Nesin’in “Deliler Boşandı” oyunu ile Fransız adaptasyonu “Tak Tak Takıntı”’nın karakterlerini bir arada kurgulamış , herhalde ortaya keyifli bir seyirlik çıkartmıştır.
“Tak Tak Takıntı”’da oynadığı Ermeni kadınla oynuyordu,en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. Şimdi altı kadını oynuyormuş, mutlaka altı ödül alacaktır. Çünkü bir virtüözdür Poyrazoğlu. Afife Jale Ödülü’ne kadın dalında adayken kadın kılığında geldi, sonra genç meslektaşına erkek ödülü vermek için kılık değiştirince , o yıl kendisini çekemeyenler bu renkli espriyi “hani ödüller belli değildi” diyerek bir türlü kabullenemediler. Bense, bu kadar hassas bir dönemde Atatürk’ün bir Ermeni kadına, oyun icabı da olsa “TAŞAKLIYAN” soyadını vermesini yadırgamıştım sadece. Şimdi de rahmetli Altan Erbulak’ın afişe dekorcu olarak yazılmasını yadırgıyorum! Keşke Poyrazoğlu’nun sürprizi gibi, Erbulak da bir sürpriz yapıp, dekor ödülünü almak için çıkagelse. Poyrazoğlu, Erbulağın saygısına, belki afişteki dekor kredilerini tasarım ve uygulama diye ayırabilirdi . Yine de bunu Poyrazoğlu’nun eski dostuna haklı bir özlemi olarak değerlendirebilir, hoşgörüyle karşılayabiliriz..
Benim anlayamadığım, yakın arkadaşı Ali Poyrazoğlu”nun entelektüel seviyesinden Carlo Goldoni’nin” Moliere” hakkında bir oyun yazdığını öğrenecek kadar keskin bir hafızaya sahip olan Çetin Altan, nasıl oluyor da Kozyatağı’nda Kozy Alışveriş Merkezi’nde ziyaret ettiği, bu yepyeni salonu Ali Poyrazoğlu’nun yeni tiyatrosu sanacak kadar dikkatsiz davranıp, yazısında bunu atlayabiliyor?
Altan’ların, “Taraf Gazetesi” sebebiyle Kadıköy Belediyesi’ne kıl olduklarını biliyoruz, şahsen ben de, bu yıl bu belediyenin yanlış uygulamalarını protesto ettim. Ancak, her ne olursa olsun, İstanbul’a teknik açıdan dört dörtlük bir salon kazandıran i, mükemmel bir yönetim anlayışıyla hizmete geçen bu salonu hele hele büyük usta Gazanfer Özcan’ın adına bir salon verilmesinin çabasını Altan çapında, üstelik tiyatro oyunlarına imza atmış birisinin görmezden gelmesi, büyük saygısızlık!
Çetin Altan, yakın dostu Ali Poyrazoğlu’na en iyiyi, en güzeli yaraştırabilir, Poyrazoğlu buna layıktır ama Kozyatağı’ndaki o sahne Altan’ın iddia ettiği gibi, Poyrazoğlu’na ait değil, Kadıköy Belediyesi’ne aittir ve adı Gazanfer Özcan Kültür Merkezi’dir.
Daha geçenlerde hastanede mahsur kalması nedeniyle ailesinin evini barkını sattığı Gazanfer Özcan’dan geriye sadece bu miras kalmıştır. Büyük usta ölümünden sonra sadece bu salonla anılırken, eski emekçi, solcu,işçi partili bir köşe yazarı nasıl böyle bir hata yapar?
Yıl 1982…. Kocamustafapaşa’da bir kumpanya Çetin Altan’ın bir oyununu “Ispanaklı Safinaz”adıyla değiştirip, telif filan ödemeden, Anadolu’da oynuyordu. Çetin Altan, rezaleti durdurmak için “Ispanaklı Safinaz ya da Rezaletin Daniskası” diye bir yazı yazdı.
Bugün, Türk Tiyatrosu’nun büyük emekçisi Gazanfer Özcan’ın adını hiçe sayan Çetin Altan da aynı hataya düşüyor.
“Ispanaklı Çetin Altan ya da rezaletin daniskası…. Emeğe, emekçiye saygılı ol! Eski yazılarında bunu böyle öğrettin bize!”
Çetin Altan’ı, Mehmet ve Ahmet Altan’ın babası diye anımsamaktansa, Işıl’ın babası diye anımsamayı yeğlerim Işıl, Çetin Altan’ın ve Solmaz Kamuran’ın küçük kızı. Sanat yönetmenliğini yaptığım Tiyatrokare’ye, Ali Poyrazoğlu’nun referansıyla “Polisin Müşterileri” adlı bir oyun çevirmişti. Oyun, kadro ve sahneleme sorunları olmasa, oldukça başarılı olabilirdi. Işıl, ışıklı bir çevirmendi.
Çetin Altan, son yıllardaki yazılarında yeni bir söylem üretmeyen, “Bartın’da tenis kortu olsa”memleket kortulur, “Osmanlı’dan bu yana meslek sahibi olamamışız, mesleğimiz olsa, ceplerimiz dolsa” dar jargonu arasına sıkışmış, artık yazıları tad vermeyen, bir düş (!) ün adamımız kanımca.
Oysa o, gazete değiştirdiği gün, geceden tüm mahalleden gazete rezervasyonu aldığım zamanları, yazısını kesip okulumun duvarına “şeytanın gör dediği” diyerek yapıştırdığım ve nice cezadan sıyırdığım gençlik anılarımı bilirim.
Oyunları tatlıdır ama zamana yenilmiştir. ““Yedinci Köpek” nispeten çağdaş kalmıştır. Birkaç yıl önce bir araya geldiğimizde Çetin Altan, tiyatronun kendisini halen çok heyecanlandırdığını söylemiştir.
Milliyet Gazetesi, şimdilerde, en parlak muhabirlerinden birini haftalık olarak görevlendirerek, “efendim Recep İvedik hakkında ne düşünüyorsunuz?”, diye sordurmasa, kabuklarını kırma taraftarı değildir.
Oğullarının ise orduya çakmak, tarikatlarla flörtleşmek, hükümetlere göz kırpmak gibi modern vazifeleri vardır. Bir de sanırım Ahmet Altan’ın gazete bürosu Kadıköy’de olduğundan ara sıra, Kadıköy nostaljisi yapma ayaklarına , Kadıköy Belediyesi’ne giydirirler durup dururken. Kendileri sevimsiz 17 katlı bir apartmanda otururlar ama Kadıköy’deki tatlı, şirin evlerin ve dut bahçelerinin nostaljisini yaparlar.
Mesela, neden Şişli’nin, Pendiğin, Adalar’ın kaybolan dutlukları sorgulanmaz, o tam bir muamma! ( Mutlaka yayınevinin belediyeden istediği ve alamadığı şeyler olmuştur bu sahte nostaljide)
Neyse efendim, Çetin Altan, Kadıköy Belediyesi’nin inşa ettiği ve son yıllarda gördüğüm Türkiye standartlarının üzerindeki en güzel tiyatro salonunda Ali Poyrazoğlu’nun yeni oyununu izlemiş.
Poyrazoğlu, benim de kurslarını izlemeyerek çok şey öğrendiğim hocam, donanımlı bir entelektüel. Yıllar önce oynadığı Aziz Nesin’in “Deliler Boşandı” oyunu ile Fransız adaptasyonu “Tak Tak Takıntı”’nın karakterlerini bir arada kurgulamış , herhalde ortaya keyifli bir seyirlik çıkartmıştır.
“Tak Tak Takıntı”’da oynadığı Ermeni kadınla oynuyordu,en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. Şimdi altı kadını oynuyormuş, mutlaka altı ödül alacaktır. Çünkü bir virtüözdür Poyrazoğlu. Afife Jale Ödülü’ne kadın dalında adayken kadın kılığında geldi, sonra genç meslektaşına erkek ödülü vermek için kılık değiştirince , o yıl kendisini çekemeyenler bu renkli espriyi “hani ödüller belli değildi” diyerek bir türlü kabullenemediler. Bense, bu kadar hassas bir dönemde Atatürk’ün bir Ermeni kadına, oyun icabı da olsa “TAŞAKLIYAN” soyadını vermesini yadırgamıştım sadece. Şimdi de rahmetli Altan Erbulak’ın afişe dekorcu olarak yazılmasını yadırgıyorum! Keşke Poyrazoğlu’nun sürprizi gibi, Erbulak da bir sürpriz yapıp, dekor ödülünü almak için çıkagelse. Poyrazoğlu, Erbulağın saygısına, belki afişteki dekor kredilerini tasarım ve uygulama diye ayırabilirdi . Yine de bunu Poyrazoğlu’nun eski dostuna haklı bir özlemi olarak değerlendirebilir, hoşgörüyle karşılayabiliriz..
Benim anlayamadığım, yakın arkadaşı Ali Poyrazoğlu”nun entelektüel seviyesinden Carlo Goldoni’nin” Moliere” hakkında bir oyun yazdığını öğrenecek kadar keskin bir hafızaya sahip olan Çetin Altan, nasıl oluyor da Kozyatağı’nda Kozy Alışveriş Merkezi’nde ziyaret ettiği, bu yepyeni salonu Ali Poyrazoğlu’nun yeni tiyatrosu sanacak kadar dikkatsiz davranıp, yazısında bunu atlayabiliyor?
Altan’ların, “Taraf Gazetesi” sebebiyle Kadıköy Belediyesi’ne kıl olduklarını biliyoruz, şahsen ben de, bu yıl bu belediyenin yanlış uygulamalarını protesto ettim. Ancak, her ne olursa olsun, İstanbul’a teknik açıdan dört dörtlük bir salon kazandıran i, mükemmel bir yönetim anlayışıyla hizmete geçen bu salonu hele hele büyük usta Gazanfer Özcan’ın adına bir salon verilmesinin çabasını Altan çapında, üstelik tiyatro oyunlarına imza atmış birisinin görmezden gelmesi, büyük saygısızlık!
Çetin Altan, yakın dostu Ali Poyrazoğlu’na en iyiyi, en güzeli yaraştırabilir, Poyrazoğlu buna layıktır ama Kozyatağı’ndaki o sahne Altan’ın iddia ettiği gibi, Poyrazoğlu’na ait değil, Kadıköy Belediyesi’ne aittir ve adı Gazanfer Özcan Kültür Merkezi’dir.
Daha geçenlerde hastanede mahsur kalması nedeniyle ailesinin evini barkını sattığı Gazanfer Özcan’dan geriye sadece bu miras kalmıştır. Büyük usta ölümünden sonra sadece bu salonla anılırken, eski emekçi, solcu,işçi partili bir köşe yazarı nasıl böyle bir hata yapar?
Yıl 1982…. Kocamustafapaşa’da bir kumpanya Çetin Altan’ın bir oyununu “Ispanaklı Safinaz”adıyla değiştirip, telif filan ödemeden, Anadolu’da oynuyordu. Çetin Altan, rezaleti durdurmak için “Ispanaklı Safinaz ya da Rezaletin Daniskası” diye bir yazı yazdı.
Bugün, Türk Tiyatrosu’nun büyük emekçisi Gazanfer Özcan’ın adını hiçe sayan Çetin Altan da aynı hataya düşüyor.
“Ispanaklı Çetin Altan ya da rezaletin daniskası…. Emeğe, emekçiye saygılı ol! Eski yazılarında bunu böyle öğrettin bize!”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)