5 Nisan 2008 Cumartesi

BİZİ BİZE NASIL YIKTIRDILAR

Geçen yıl gazetelerde önce 1 milyona düşürülen biletlerle ucuzlatılan sanat haberleri, ardından İstanbul'da artık işlevini yitirdiği için "daha büyük emellere" peşkeş çekileceği ve yıkılacağı söylenen Atatürk Kültür Merkezi, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu Haberleri'ni, bu yıl belediyenin ihaleyle sanatçı alacağı haberleri izledi.

"Yıkılsın zaten İstanbul'a yaraşmıyor diyenler vardı", "AKM değil AKP yıkılır" diyenler oldu, "Kendimizi dozerlere çiğnetiriz de yıktırmayız" diyenler çıktı.

31 Mart 2008'de kuzu kuzu, pisi pisi terk ettik Muhsin Ertuğrul'u.

Tam bir yıl önce bu haberler çıktığında, "yıktırmayız" diyenlerin başını çeken Orhan ALKAYA, o artık bir genel sanat yönetmeni!
Aynen belediye başkanına sanat danışmanlığı yapan Kenan Işık, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay gibi, statükonun yanında yer alıyor.

Olaya geniş bir perspektifden yaklaşıp, kültürün sanatın dini, dili, ırkı, politikası olmaz diyerek, bu duyarlı vatandaşların ve sanatçı kişilerin, statüko ile hareket etmesine sevinebiliriz belki. En azından Ertuğrul Günay, Sıvas'ta kebapçı olmaz diyebiliyor, en azından Orhan Alkaya, belediye başkanına yeni bir tiyatronun gerekliliğini anlatabiliyor, en azından Kenan Işık, bir yandan yerel bir belediye başkanlığı adaylığına hazırlanırken, bir yandan Ölümsüz Öykü gibi duyarlı bir oyuna imza atabiliyor. Ya bu koltuklara, heykelleri yıkın, tiyatroları yakın diyenler otursaydı? Statükoyla işbirliği yapan eski tüfekler tüfek olarak kayıp olabilirler ama keskin sirke olarak bile olsa bir işe yarıyorlar!

Kaldı ki, 12 Eylül darbesinde televizyon koridorlarında saat 22.00'da ışıkları söndürten, resim seçicilere de "resimlerini sabah seçsinler" diyen statükocu, rejim yanlısı sanatçılar vardı.
Kaldı ki, Bülent Ecevit döneminde, sırf beyefendiye hatır olsun diye, Kültür Bakanı'na abuk sabuk kişileri devlet sanatçısı seçmesi için baskı yaptıran statükocu sanatçılar olmuştu.

Sanatçı bağımsız olmalı. Bağımsız doğmuştur, bağımsız kalmalı. ama olur da, statükoya hizmet ederse, düzenle kol kola girerse, sistemle pazarlık ederse, en azından kötünün iyisine razı gelmek gerek.

Nedir kötünün iyisi?

Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yerine peşkeş çekilen kongre vadisine göstermelik de olsa bir salon yapılmasıdır.

Nedir kötünün iyisi?

Şu anda iyiniyetle hareket eden belediye başkanının seçim kaybetmesi halinde, yeni gelecek kişinin, " ne tiyatrosu gardeşim, ben oraya gözel bir kompleks dikicem, içinde
hem alışveriş merkezi, hem uzay üssü, hem üç din için ibadethane, hem her tarikat için halk eğitim merkezi, hem çin lokantası, hem Cemil İpekçi'nin kreasyonları, hem Sinan Çetin'in platosu, hem dev bir lunapark olacak" dememesi için acele etmesidir.
( Çok mu komplo teorisi oldu?)

Muhsin Ertuğrul'un yıkılmaması için birkaç tane değişik ve karışık toplantı yapıldı.

Birincisi, Orhan Alkaya'nın çağrısıyla yapılan bir toplantıydı. Koşa koşa gittik. Anlaşılan son dakikada belediyeyle bir pazarlık yapılmış, yanıma birisi geldi ve sözkonusu toplantının bir eylem değil, bir bilgilendirme toplantısı olduğu konusunda beni uyardı. (yanılmıyorsam Şubat 2007) Bilgilendirmeyse, kendi kendinizi bilgilendirin, birini bilgilendirmek için, bu iletişim çağında ona 50 km. yol yaptırmanın ne gereği var deyivermişim!

Mart 2008'de Orhan Alkaya artık genel sanat yönetmeniydi, tiyatronun yıkımına imza atmıştı, usulsuzce başlayan yıkımı Muhsin Ertuğrul'un odasından izliyordu.....Bu konuda çıtı çıkmadığı gibi, belediye başkanının yeni projelerinin tanıtıldığı sabah kahvaltısının ev sahibiydi. İnsan sıcak bir apple pie alıp, biz tiyatro önünde eylem yapanlara da getirir. Alacağın olsun Orhan! Hep genel sanat yönetmeni mi kalacaksın? Hele krusan varsa ve getirmediysen, çok üzüldüm.

Ardından, meşhur Atatürk Kültür Merkezi protestosu yapıldı. İstanbul halkı ve Karanlığa Karşı Sanat Cephesi olayı sahiplendi. Son derece etkileyici bir kalabalık vardı. Macide Tanır'ından Işık Yenersu'ya kadar herkes desteklemek için oradaydı. Çocukluğumdan beri oyunlarına ve tiyatroya bakışına hayran olduğum Haşmet Zeybek, tarihe geçecek bir konuşma yaptı. Özetle, "Tüm Türkiye'yi Alışveriş Merkezi yapamazsınız" dedi. Ataol Behramoğlu da meşhur "AKM değil, AKP yıkılacak" söylemini başlattı.
Ne acıdır ki, özel tiyatroların hiçbiri orada yoktu. Rutkay Aziz, ÇASOD başkanı olarak bildiri imzalamış ama bağımsız olması gereken özel tiyatrolar, devletten ödenek alamamanın korkusuyla eyleme destek vermemişlerdi. Sadece Ferhan Şensoy, bir karşı bildiri hazırlamıştı.
( Tarih 26 Mart 2007'di.)

27 Mart 2008'de Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılırken yapılan son eylemde, yazdığı "Düğün Ya da Davul" oyunu sansürlenen ve geçtiğimiz yıl " Bütün Türkiye'yi alışveriş merkezi yapamazsınız"diyerek dakikalarca alkışlanan tiyatro ustası İstanbul Şehir tiyatroları Derneği Başkanı Haşmet Zeybek EYLEMDE YOKTU!!!!
Bu yıl tiyatronun yönetim kurulunda görev alan ve baştan beri yıkıma karşı son derece duyarlı davranan usta oyuncu Can Başak, eylemi uzaktan izledi. Ne yazık ki, tiyatronun yıkılmasına şerh koyabilecekken, o da imza atmıştı.

Atatürk Kültür Merkezi'ndeki Hüsnü Şenlendirici'nin bile konser verdiği o inanılmaz günün ardından, Şehir Tiyatrosu sanatçıları mum yakarak binalarının önünde nöbet tuttular, kimi aydınlar ve Mimarlar Odası yıkımı durdurmak için davalar açtılar.

Mimarlar Odası'nda bir toplantıya katıldığımda, zaten İstanbul'un pekçok yerinin yıkılmak üzere olduğunu, davalar devam ettiği halde paraların bile alınıp, harcandığını duymuş ve pek şaşırmıştım.
( Satılan yerlerin yerine yapılan okullar, kültür merkezlerini filan ben göremiyorum herhalde)
O gün Mimarlar Odasında, Muhsin Ertuğrul tiyatrosu için bir eylem organize edildi.

Yaklaşık 4 hafta geçtiğinde, eyleme geldik,bir de ne görelim? Eylem, sessiz protestoya çevrilmiş! Bedri Baykam çok şaşırdı. " Nedim, bu ne böyle?" dedi.

O anda, şapkamı önüme koyup düşündüm.
Tiyatronun yıkılması konusunda ben niye bu kadar duyarlıyım diye sordum kendime.

1976 yılında tiyatronun basın bürosunun 0001 numaralı seyircisi olarak başlamıştım tiyatro yolculuğuma. Tiyatroya, bu salonda izlediğim " Yarın Bütün Dünya" adlı bir oyunla aşık olmuştum. 1979 yılında bu tiyatroda, bir çocuk oyunum sahnelenmişti. Ve 2007'de bu tiyatroya "Geçmişten Gelen Kadın" adlı oyunla konuk yönetmen olarak, 30 yıl sonra geri dönmüştüm.

Bütün bunların dışında, bir İstanbullu olarak, bu tiyatronun varolması gerektiğine inanıyordum. Yerine daha iyisi yapılırdı tabi ama ortada bir proje yokken, bu kadar aceleyle tiyatro yıkmanın arkasındaki niyeti anlayamıyordum.

Belediye başkanının kişisel olarak ne kadar iyiniyetli olduğunu bilsem bile, böyle bir rant kavgasında başkanların bile etkili olamayacağına inanıyordum. Bazen kendimi, Boğaz köprüsünün bile yapımına karşı gelmiş demode solculara benzetiyordum, kendimi de sorguluyordum!
Soruyordum kendi kendime. Türkiye'de sonuna kadar inandığın, güvendiğin bir parti yıksa da böyle davranır mıydın? Kesinlikle evet!

Tüm bunların dışında, ilk eylemden beri oradaydım ve son eyleme kadar orada olacaktım. 30 yıl tiyatroya inanmışım, oniki ayda niye kaçayım değil mi ama?
( Eylemler sırasında gazi olanları burada saygıyla anıyorum. )

İlk günden beri CHP Milletvekili Çetin Soysal, Karanlığa Karşı Sanat Cephesi'nden Orhan Kurtuldu ve Nazım Oyuncuları'ndan Orhan Aydın, Bedri Baykam, Tilbe Saran,Ümran İnceoğlu, Eftal Gülbudak, Hülya Karakaş, Nergis Çorakçı,Metin Belgin hiç yılmadılar.
(Onlara da teşekkür ediyorum )

Dönelim sessiz protestoya.Söz gümüşse, sükut altındır misali Mayıs 2007'de Gencay Gürün, Haldun Dormen, Osman Şengezer, Tuncer Cücenoğlu,Arsen Gürzap, Toron Karacaoğlu ve nice ustaların katıldığı nefis bir topluluk yüzlerine Muhsin Ertuğrul maskeleri geçirerek sessiz bir protesto gerçekleştirdiler.

İşin şaşırtıcı yanı, kendi tiyatrolarının yıkımına çok fazla Şehir Tiyatrosu sanatçısının da katılmış olmasıydı!!!!

Atatürk Kültür Merkezi'ndeki eyleme katılan devlet tiyatrosu sanatçıları videoya çektirilmiş ve o dönemin genel müdürü tarafından fişlenmiş. Afife Jale Ödüllerine layık görülen
Adsız Karaduman bunu ödül töreninde açık seçik dile getirdi ve hiç kimse tarafından tekzip edilmedi. Buna rağmen Şehir Tiyatrosu sanatçıları, korkmadan sessiz protestoya katıldılar. Tiyatrolarını yıktırmamakta, Muhsin Ertuğrul'larını kurban etmemekte ısrarlıydılar anlaşılan.

27 Mart 2008'deki son protestoya katılan Şehir Tiyatrosu sanatçıların sayısı ise ne yazık ki on kişi bile değildi! Bu protestoda Orhan Alkaya ne yazık ki yuhalandı. Dünya görüşlerine son derece saygı duyduğum, bir dönem yazdığı şiirleri ezberlediğim saygın sanatçı o günden bu yana hiçbir açıklama yapmadı. Oysa bir sanatçı için yuhalanmak ağır bir hançer yarası gibi olsa gerek!

Ekim ayında soğuk bir Pazar günü, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosundan Atatürk Kültür Merkezine kadar bir yürüyüş yapıldı. Kilomdan dolayı fazla yürüyüş yapmaya alışık değilim. Hele bir de Türkiye Komünist Partisi bayrakları altında yürümeye, bir de trafiği tıkamamak için koşmaya hiç alışık değilim. Yürüyüşe taksiyle devam etmek eylemin siyasi duruşunu bozardı, kaçmak ise bana yaraşmazdı. Harbiye/ Taksim dolmuşundan " tiyatromu istiyorum" diye bağırsam, beni de Ergenekoncu sanabilirlerdi! Ben Taksime kadar yürüdüm ama eylemin politize olması, pekçok sanatçıya kaçmak için iyi bir bahane yarattı.

Aynı tarihlerde belediye başkanı özel bir yemek düzenledi. Kendisi de "tiyatrolar sadece alkıştan yıkılsın" rozetini takmıştı ceketine. Tiyatronun yerine yenisini yapacağını söyledi. Tek bir nüans vardı: Tepebaşında!Yani Harbiye kelimesi geçmiyordu. Eminönü nasıl Fatih'le birleştirildiyse, Harbiye ile Tepebaşı da birleştirildi mi diye düşündüm önce ama arada epey mesafe var!

Aynı masada oturduğumuz için başkana ısrarla projeyi sordum ama bu arada başkanla aynı masada oturmadığı için geceyi protesto edenler, yevmiyeliyken asal kadroya geçmek isteyenler, asal kadroya geçen arkadaşlarını şikayet edenler filan derken tiyatro yıkımı unutuldu. O gecenin tek kazancı, kapalı duran tiyatronun tekrar açılması ve oyunların tekrar başlamasıydı.

Oyunlar başlarken, başka oyunlar da oynanırmış da, haberimiz yok.
Önce sanatçı ihalesi denildi, sonra genel sanat yönetmeni değişti, sonra bir gün durup dururken tiyatronun önündeki heykellerin yıkıldığı, yani resmi olarak yıkımın başladığı haberi geldi.
( Borsa Lokantası'na son gidişimde tuvalete gitmek için bir kilometre yürütüldüğümde, yıkımın başladığından şüphelenmeliymişim ama nerde bende o akıl?)

Eleştirmen Yaşam Kaya,Bedri Baykam, Orhan Aydın soluğu derhal tiyatroda aldılar. Buldozerlerin önüne yatarız diyenler evde yatıyorlardı.

Herkes "Ayıptır günahtır" derken Orhan Alkaya, suya sabuna dokunmayan tiyatro günü bildirisini kaleme aldı, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun önünde Karanlığa Karşı Sanat Cephesi öncülüğünde Türkan Saylan, Ercan Karakaş, Çetin Soysal, Bedri Baykam, Tamer Levent gibi çok önemli aydınların ve sivil toplum kuruluşlarının desteklediği çok prestijli eylem yapıldı.

Konu TBMM'de gündem dışı bir konuşma olarak bile sunulmuş.Ertuğrul Günay sol gösterip sağ vurmuş. Bizim arkadaşlar da Meclis TV'den izlemiş.

27 Mart 2008 eylemi yapılırken, aynı gün aynı saatte belediye başkanı bir köşkte muhteşem bir kahvaltıyla yeni tiyatroları tanıttı, yeni sanal tiyatroların, pisuvarların bile tanıtımı yapıldı.
Eski eylemcilerin bir bölümü oradaydı. Hatta bazıları, günah çıkartır gibi yazılar yazdılar.

Bütün bunlara gerek yok ki?

Bir kongre vadisinde, beş tane güvenliğin aramasından geçtikten , yedi kat asansörle inip, menopoz kongresinin yerini şaşırmassanız tiyatroya girdiğinizde kendinizi şanslı hisedeceğiniz bir tiyatroya evet diyecekseniz, zaten bu kadar gürültü baştan niye kopartıldı?

Evet, gerek Musahipzade Celal Sahnesi, gerek Fatih, gerek Tepebaşında önemli projeler yapıldı ve yapılacak belki ama Muhsin Ertuğrul sahnesi nasıl yerine gelecek? Şehir Tiyatrosunun altyapısını besleyen ve bir sanat üretim alanı olarak da önem taşıyan bu binanın yerine ne gelecek?

Tarih 30 Mart'ı gösteriyordu. Orhan Alkaya, Harbiye'ye göstermelik bir alahhaısmarladık gösterisi düzenledi. Kendisini korumaya, sağlama almıştı. Sözümona, 30 Mart 15.00'de Keşanlı Ali Destanı ile tiyatro kapanıyordu. Resmi tarih tiyatronun kapanışını böyle yazıyordu, böyle yazdırtıyordu.

Oysa 31 Mart 15.00'da, Cep Tiyatrosu'nda "Geçmişten Gelen Kadın" oynanacaktı.Yeni genel sanat yönetmeni nedense bu son oyunu unutmuştu, sonun bir an önce gelmesi için sonu 24 saat önceden resmi törenle kutlamıştı.Aydınlar tiyatroda, gazeteciler kapıdaydı. Görevliler, gazetecileri içeri almıyorlardı. "Girmeye izniniz yok" diyorlardı.

Hatırlar mısınız Muhsin Ertuğrul, oyun başladığında, "sessiz olunur" derdi.

ONLAR İSE OYUN BAŞLADIĞINDA TİYATROYU YIKTIRMAYA BAŞLAMIŞLARDI BİLE.

TARİHTE İLK KEZ BİR OYUN OYNANIYOR VE AYNI ANDA BİR TİYATRO YIKILIYORDU. BİZİ BİZE YIKTIRMIŞLARDI, SEYİRCİYE NASIL YIKTIK DİYE KUVVET GÖSTERİSİ YAPIYORLARDI.

RESMİ TARİHİN BUNLARI YAZMASINA TABİ Kİ İMKAN VE İZİN YOKTU.