6 Ekim 2012 Cumartesi

BENİM DE BABAANNEMİN BAŞI BAĞLIYDI


 

Son zamanların moda jargonuyla, din, laiklik konularında bir tartışmaya giren kesimi temsil ediyorsanız, tartışmaya  her nedense  “benim de babaannemin başı bağlıydı” diye bir giriş cümlesi ile başlamanız gerekli.  Atesist değilim, dini değerlere sahibim, münafık değilim ve size yakın olabilirim alt metinleriyle karşı tarafı okşama taktikleri…

Dizi yayınlama lüksü olmadığı için haberleri dizi tadında yayınlayan haber  kanallarında , bir münafık ile muhafazakarı kapıştırarak hem rating elde etme, hem  her konuyu sözümona tarafsız bir zeminde masaya yatırarak, aslında  baştakileri rahatsız etmeyecek biçimde her tartışmayı muhafazakarlara kazandırma derdi var.. Ezberden konuşan Atatürk temsilcileriyle, ezber bozar gibi görünen  ve hep kazanan  güçlü bir taraf! Bunun nedeni,  sadece fazla sözü olanların  dışlanarak evde yatırılıyor olması ya da hapis yatması  değil  Aynı zamanda , sağ entelijensiyanın iktidar olmadan önceki dönemde kendini müthiş biçimde geliştirmiş olması. Muhalefet hırsı, entelektüel birikimi güçlendirmeyi gerektirir. Ancak solcu kardeşlerimiz  vatanı masa başında kurtardıkları için, son yıllarda  muhalif bilinç oluşturarak  ezber bozmayı sağcılar kadar geliştiremedi. Sağ, AKP iktidarında vücuda gelene kadar şiir okudu, felsefe tartıştı. Şimdii rantiyelere dönüşerek, ortalığı yıkan bugünün güç sahipleri, muhalette oldukları dönemde yeni söylemler geliştirdiler. Tek şey yapmaya vakitleri olmadı: Sanat!

 

İSTANBUL BELEDİYESİ KÜLTÜR İHALESİ

Şu anda en büyük kompleksleri sanatçı yetiştirememek. Basının kalemini bükmek çok kolay oldu, dikte ettikleri yazıları ertesi sabah gazetede okuyorlar, ancak ıkınsalar da, sıkınsalar da dikte ettikleri oyunların sahnelenmesini, sahnelenirse de seyirci bulmasını  ve alkışlanmasını sağlayamıyorlar. Geçtiğimiz yıl Şehir Tiyatroları’na sözümona alternatif olması için, Kültür A.Ş ‘yi paravan yaparak,  korkunç bir yolsuzluk ve ihale fesatlığıyla çıkardıkları, halkın kasasından çalarak ortaya çıkardıkları oyunların ne büyük bir fiyasko olduğu ortada!

 

DEVLET VE ŞEHİR  TİYATROSU REPERTUARI

Bu hafta Devlet Tiyatroları’nın repertuarı açıklandı. Türk Tiyatrosu tarihinde ilk kez bir repertuar, dört ay gecikmeyle, sezon açılmadan birkaç gün önce  açıklanıyor. Bence Kültür Bakanı, bir yandan devlet tiyatrosunu sahiplenirken, öte yandan başbakanın gazabından  kurtarmaya çalışıyor. Repertuarı da, ya şehit haberlerinin yoğun olduğu, ya İçişleri Bakanı’nın meşhur saçmalarından yumurtladığı, ya da Tayyip Bey’in  Tuvalu,Nauru, Marshall Adaları filan seyahatinde olduğu bir zamanda açıkladılar. Hilmi Zafer Şahin de Şehir Tiyatroları’nın 1 Ekim’de yeni  oyunlarla perde açma geleneğini, Kadir Topbaş’ın bir  metro  projesi için iki üç saatliğine yeraltına inmesine kadar ertelemiş olmalı! Başkan kurdelayı kestiği an, onlar da yeni oyunların kurdelasını kesecekler kuşkusuz.

Lemi Bilgin, her zamanki gibi sanatsal düzeyi son derece yüksek ve dünyadaki ödenekli tiyatrolarla boy ölçüşebilecek bir repertuara öncülük etmiş. Brecht, İbsen, Dürenmatt, Güngör Dilmen, Haldun Taner  Gülşen Karakadıoğlu gibi değerli yazarlarımız ve heyecan verici yeni eserlerin yer aldığı sezon içindeNecip Fazıl Kısakürek’ten bir oyun da oynanacak…

 

NAZIM HİKMET/NECİP FAZIL

Bazı gazeteler bu   başarılı repertuarı Nazım yerine Necip gibi bir söyleme indirgediler.. Tartışma programlarından  fazlasıyla alışık olduğumuz bir vurdurma   kırdırma, safları ayırma mantığı. Şimdi Devlet Tiyatrosu’ndan birinin çıkıp, “benim babaannemin de başı bağlıydı” demesini bekliyorlardır herhalde. Öncelikle dünyanın en büyük ozanı Nazım Hikmet’in, şiir dilindeki ustalığını  her oyununda tutturduğunu  ve  sahnelenmeyen çok fazla iyi  oyunu olduğunu  söylemek zor. Bu nedenle Devlet Tiyatrosu’nun her dakika Nazım oynamasını beklemek gereksiz bir hayalcilik. Kaldı ki, Necip Fazıl’ın  da  sahnelenmeye değer birkaç yapıtı var kuşkusuz. Kısakürek ile Hikmet’i karşı karşıya getirmek, Nazım’a yaraşmayacağı gibi, Necip Fazıl cephesi için de  tuhaf!

Ben Devlet Tiyatrosu’na yaraşan  bir prodüksiyonla ortaya çıkacak bir  Necip Fazı oyunuı alkışlamaktan heyecan duyarım. Yeter ki, oyuncular “mecburen oynuyoruz” tavrıyla ortaya çıkmasın, yeter ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin alelacele biçimde,Necip Fazıl’a büyük ayıp olacak biçimde sahnelediği “Bir Adam Yaratmak” kadar büyük bir fiyasko olmasın!

Adalet Bakanları’nın mahkeme koridorları yerine,  muhafazakar sanat uğruna  dizi setlerinde çorbaya talim ettikleri bir devirde yaşıyoruz. Devlet Tiyatrosu onurlu davranmış, en azından muhafazakar sanat adına   aceleyle ortaya çıkartılan  saçmasapan bir işe değil,  edebi değeri olan bir yazara yer veriyor. Ya başrolde eski Devlet Tiyatrosu oyuncusu Güven Hokna’nın oynadığı Huzur Sokağı mega müzikalini yapsalardı?